| |
|
|
 |
Radyo iz
© |
|
| |
|
|
Russian
|
English
Ukrainian | Dutch
Greek
Ana
Sayfa
DUYURULARINIZ
|
 |
Yasayan Efsane: Neset Ertas |
 |

Kimdir Neset
Ertas? Bir zamanlar
sadece ve sadece "Kirsehirli Mahalli Sanatçi" olarak bilinen Neset
Ertas'i binlerce, hatta milyonlarca saz çalip türkü söyleyen
digerlerinden ayiran nedir? Onun sazinin
ve sesinin insani büyüleyen sirri nereden gelmektedir? Neredeyse yarim asra varan bir süreden beri gerçek anlamda gönül telimizi
titreten bu esrarli sesin, sazin ve
yorumun arka planinda neler ve kimler vardir?
Neset Ertas, 1938 yilinda Kirtillar
Köyü'nde Döne'den dogma Muharrem Ertas'in ogludur. Kirsehir, Yozgat ve
Keskin'in çesitli köylerinde çocukluk ve ilk gençlik yillari geçmistir. 15
yasinda çiktigi gurbet hayatinin hala devam etmektedir.
Neset Ertas'i tanimak,
asil onun ruh ve gönül macerasini bilmeyi gerektirir ki burada hemen karsimiza, Neset Ertas'la en rafine üslubuna kavusan Orta Anadolu Abdal
Müzigi geleneginin gelmis geçmis en büyük ustalarindan olan babasi
Muharrem Ertas karsimiza çikar.
Iste Neset Ertas, babasi
Muharrem Usta ile adeta Anadolu'daki en olgun seviyesine erisen bu
Türkmen/Abdal müzik birikiminin yeni bir yorumcusudur. Yogun yöresel
özellikleri ve baskin mahallilik unsurlari ile donanmis bu müzigi
yöresinin disina çikarmis, ülke genelinde ve hatta yurt disinda
bilinmesini ve tan inmasini
saglamistir.
1960'lardan itibaren
binlerce yillik sazimiz baglama ile birlikte anilan; sadece genis halk
kesimlerinde degil, ciddi musiki çevrelerinin ve gerçek türkü dostlarinin
da gündeminden hiç düsmeyen Neset Ertas'i farkli bir baglamda
degerlendirmek gerekiyor- Çünkü o aslinda bir anlamda tam bir yöre sanatçisi olmasina ragmen yaygin
söhreti ve söyledigi türkülerin
popülaritesi ile ülke genelinde taninan biri olarak, hem babasi Muharrem
Ertas'tan, hem de bu gelenegin diger usta isimleri olan Haci Tasan ve
Çekiç Ali'den de ayrilir. Bir baska söyleyisle onun sanati için, basta
Muharrem Usta olmak üzere. Haci Tasan, Çekiç Ali ve Abdal/Türkmen Müzigi
geleneginin çesitli yörelerde farkli tavir ve üsluplarda karsimiza çikan
diger ustalari da dahil olmak üzere hepsinin üst seviyede bir sentezi ve
esrarli bir bileskesi denilebilir.

Sarisözen'in tabiri ile
bir zamanlar sadece ve sadece "Kirsehirli Mahalli Sanatçi" olarak bilinen Neset
Ertas'i binlerce, hatta milyonlarca saz çalip türkü söyleyen
digerlerinden ayiran nedir? Onun sazinin ve sesinin insani büyüleyen sirri
nereden gelmektedir? Neredeyse yarim asra varan bir süreden beri gerçek
anlamda gönül telimizi titreten, ruhumuzu ürperten bu esrarli sesin, sazin
ve yorumun arka planinda neler ve kimler vardir? Sazi gümbür gümbür ses
veren, adeta davula eslik edercesine sazinin gögsünde pençesiyle sesler çikaran, hep samimi ve kendi halinde
yüreginin acilarini ve kendi iç
gurbetlerini seslendiren; hiç bir medya tik tutumu olmayan, kalabaliklardan ve
söhretten adeta köse bucak kaçarak pek ortaliklarda
görünmeyen; mezhep, parti ve etnik kimlik çagrisimlarina pirim vermeyen, sazindan, sözünden ve sesinden gayri hiç bir
seyden medet ummayan bu
"Garip" insani tanimak kadar tanimlamak da gerçekten zor.
Ayaklarinin altindaki
topragin renginden, kokusundan haberdar olan, bastiklari yeri az çok taniyan, yürekleri hep türkülerle birlikte atanlar
için Neset Ertas, belki
de tam bir "yasayan efsane"; meçhul, uzak, esatiri ve sirlarla dolu...
Neset Ertas'in sanati
hayati ile hayati sanati ile o kadar içice ki, çalip çigirdigi türkü ve
bozlaklarinda bütün bir hayat hikayesini bulmak mümkün oldugu gibi, hayatina yakindan baktigimizda da o
içli türkülerin, acili bozlaklarin
nelerden nasil dogdugunun ipuçlarini elde ederiz hemen. Onun yokluk,
yoksulluk ve acilarla dolu hayatim "Garip" mahlasiyla
yazdigi kosma tarzinda usta isi siirlerle anlattigi ozan yönünü yillarca
kimse fark etmedi bile. Babasindan tevarüs ettigi geleneksel ve anonim
türkülerin, bozlaklarin disinda, sözleri kendisine ait türküler, bozlaklar söyledigini de fark eden
olmadi yillarca. Sözü ve
müzigi ile, anonim türkülerdeki erisilmez sadeligi ve estetik seviyeyi
yakalayan sayisiz türkünün, bozlagin altina attigi mütevazi imzasini
kimselere söylemedi bile.
Neset Ertas o büyük yaratici yetenegi ile okudugu her eseri yeni bastan
öyle bir yorumlar, ona öyle bir ruh ve hava verir ki, adeta yeni bir beste
ile karsi karsiya oldugunuzu dahi sanabilirsiniz. Bu durumu, yetenegi,
kültürü ve birikimi oldukça sinirli sig ve siradan sanatçilarin yorum
adina yaptiklari "dejenerasyon" ile karistirmamak gerekir. Çünkü Neset
Ertas kendisine ait olmayan bir türküyü bi1e öyle bir okur ve yorumlar ki,
o türkü o sekliyle yillar öncesine ait bir Neset Ertas türküsü gibidir artik.
Olaganüstü denilebilecek
yetenegi, gelenege hakimiyeti, gelenekten kopmadan yeniye bagliligi, yeni zamanlarin modern zevk ve
egilimlerini gözeten diri ve uyanik tecessüsü
ile Neset Ertas, hep gündemde kalmis bir sanatçidir. O, ismi baglama ile
özdesmis ve adeta bu dünyaya türkü söylemek için gelmis gerçek bir türkü
ustasi... Türküyü baglamaya, baglamayi türküye bu kadar yakinlastiran ve
yaklastiran, adeta birbirlerinin içinde -kendisi ile birlikte- eritip yok
eden ikinci bir sanatçi bulmak öyle sanildigi kadar kolay degildir.
Neset Ertas'in sanati;
müzigin özünü, ruhunu kavrayan birinin, hiç bir yapmacikliga tevessül
etmeden, oldugu gibi kendini, kendi özünü ve hissettiklerini saza, söze
dökmesidir.
Türk Halk müzigimizin
yasayan efsanesi Sayin
Neset Ertas'a Allah'tan saglik ve mutluluklar dolu uzun ömür dileriz.
********************************
Bozkirda Acan
Cicek: Neset Ertas
Kültür
ve Turizm Bakani Erkan Mumcu'nun evinde, aksam yemegindeydik. Yemegin
bir de "sürpriz konugu" vardi. Neset Ertas.
Hiç
okula gitmemis. Küçük yasta babasinin pesine düsüp, saz çalmayi, türkü
söylemeyi, kendi deyimi ile "çigirmayi" ögrenmis. Yas 66 olmus. Hala "çigiriyor."
Söhreti
"sinirlari" asmis. Ama o bir kösede, elleri dizinde, basi önde oturuyor.
Kendisine "usta" diye hitabedilince... "Estagfurullah efendim" diyor.
- Ben
gönlünüzün hizmetçisiyim efendim.
****
Kirsehir'in, Çiçekdagi ilçesinin, Kirtillar köyünde dogmus. Bütün köy "çalgiciymis." Fakirmis.
Neset Ertas yoklugun, fukaraligin, acinin, çaresizligin içinde yogrulmus.
Ortaya büyük bir sanatçi çikmis. Ve mütevazi.
Yemekten "tekrar
görüselim" diye kucaklasarak ayrildik. Sonra gazeteye, ziyaretimize
geldi. "Neset Ertas Kitabi"nin yazari, Kültür Bakanligi Güzel Sanatlar
Genel Müdür Yardimcisi Bayram Bilge Tokel ile birlikte.Gazetede de "çaldi,
çigirdi."
Sesini duyan, odamiza
kostu. Bu gazetede herkesi duygulandiran bir "mini konser" oldu.
****
Sohbette söz okuldan,
egitimden açilinca Neset Ertas heyecanlaniyordu.
"Ben okuyamadim
efendim... Ama çocuklarimi okuttum. Basimiza ne geldiyse cahillikten,
bilgisizlikten geldi efendim... Bilmemiz gereken daha çok sey var. Tabii
ilk bilmemiz gereken ise kendimizi bilmemiz. Haddimizi bilmemiz. Yanlis
bir sey söylediysem affiniza siginirim efendim."
Bu sözlerden sonra, eli sazina gidiyor. "Söz ve müzigi kendisine ait olan" bir türkü okuyor.
"Insanlar kendini
bilebilseydi
Dünyada haksizlik,
kavga olmazdi
Insan dogan yine insan
ölseydi
Belki de dünyada hayvan
kalmazdi."
****
Neset Usta'yi sik sik
siyasetçiler de ariyor. Öyle ya, yerel seçim yaklasiyor. Kimi "bir
türküsünün siyasete uyarlanmasini" istiyor. Kimi de "parti için konser
vermesini." Ertas'in yaniti
- Ben sanatçiyim.
Hiçbir siyasi organizasyonda yer almadim, bundan sonra da almam.
Gazetede "elini öpmek
isteyenler" oluyor. Kimseye elini öptürmüyor. Hanimlarin ise elini
öpüyor
- Kadin, en kutsal
varliktir. Ancak eli öpülür. Kadin bir çiçektir. Incitilmemelidir. Ben
kim oluyorum ki, elimi öpmek istiyorsunuz efendim. Ben gönüllerinizin
hizmetçisiyim efendim...
****
Çocuk
dogunca...
Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Nusret Aras bir fikra anlatti. Eskiden
Ingiltere'de yeni dogan çocugu bir halinin üzerine yüzükoyun yatirirlarmis.
Halinin bir kösesine
tabanca koyarlarmis. Diger kösesine ise kitap.
Çocuk eger kitaba dogru
debelenirse, "bu çocuk okuyacak, profesör olacak" derlermis.
Silaha dogru hamle etmeye yeltenirse "bu çocuk askeri okula
gidecek... General olacak."
Neset Ertas'a sorduk
- Sizin köyde böyle
adetler var mi?
- Var.
- Nasil?
- Ben dogunca göbegimin
üstüne babamin sazini koymuslar.
Ertas "dogdugu köyün
adetini" anlatti
- Çocugun kemanci olmasi
isteniyorsa, göbegine keman konur... Zil çalmasi isteniyorsa,
zil... Veya zurna.
"Ya davul" diyecek
olduk. Öyle ya... Çocuk, davulun altinda ezilir, ölür.
Neset Ertas güldü
- Çocugun göbegine
davul konmaz... Çalgiciligin sinifinda kalan, davulcu olur zaten.
****
Heykel
Kültür ve Turizm Bakani Erkan Mumcu, Kirsehir'e gitmisti.
Dönüsünde "çok ilginç birsey duydum" dedi.
- Nedir?.. Merak
ettik... Anlatin.
Mumcu, Neset Ertas'a
döndü
- Usta... Heykel
olayini sen anlat.
Neset Ertas "utandi."
"Kipkirmizi oldu."
Israr ettik. Anlatti.
Kirsehir Belediyesi bir
"Neset Ertas heykeli" yaptirmis. Meydana diktirmis.
Hayatinda Atatürk
heykelinden baska heykel görmemis olan bir köylü, Kirsehir'e pazara
gelmis.
"Elinde saziyla Neset
Ertas heykelini" görünce...
"Ey böyük Atam" diye
sesini yükseltmis
- Memleketi gavurlardan kurtardin... Cumhuriyeti kurdun... Hepimize bubalik ettin... Emme saz da çaldigini hiç bilmeyodum...
Bi yasima daha girdim."
Zahide'm
Neset Ertas'in en
sevilen türkülerinden biri de "Zahide'm."
Zahide'm kurbanim
n'olacak halim
Gene bir laf duydum
kirildi belim
Gelenden gidenden haber sorarim
Zahidem bu hafta oluyor
gelin.
Ertas'a "Zahide'nin kim oldugunu" sorduk.
"Herkesin bir Zahide'si
var" yanitini verdi.
Yine sorduk
- Sizinkisi hangisi?
- Sevdim, kavusamadim...
Zahide'm türküsünü çigirdim... Türkü çok tutuldu... Sonra baktim, baska
türkücüler, Zahide'm türküsüne yeni, yeni dörtlükler eklemeye basladilar...
Zahide'm türküsü uzadikça, uzadi... Sanki destan olup, çikti... Meger,
herkesin bir Zahide'si varmis.
- Ya sizinki?
- Benimki, boynumu
bükük koyan bir eski ask hikayesi.
Çalgici dediler kiz
vermediler
Neset Ertas aldi sazi eline. "Çalip, söylemeye" basladi
"Yarin aski ile
artti
hep derdim,
Babami bir yere dünür
gönderdim."
Sonra birden sustu.
Bize döndü
- Vermediler.
Ve devam etti
- O zamanlar
Kirsehir'deydim. Babami gönderip, istettigim kiz, evcilik oynadigim
arkadasimdi. Onunla evlenemeyince kaderime küstüm. Kirsehir'i terkettim.
Ankara'nin yolunu tuttum.
Yine sazin tellerine
dokundu
"Bir ev kiraladim
münasip yerde
Kaldi kavim kardes hep
Kirsehir'de
Bu ask hançerini vurdu
derinde
Çaresini bulamazsin
ölüm dediler."
****
Sonra "Ankara
günlerini" anlatmaya basladi. Tabii yine saziyla
"Yarin aski ile döndüm saskina,
Arada içerdim yarin askina."
- Bu ask ilk ask miydi?
- Evet.
- Kaç yasinda
tanistiniz?
- Daha üç yasindayken...
Çocuktuk. Evcilik oynardik. Babamdan saz çalmayi ögrendim, ilk o kiza
çaldim.
****
- Sevdiginiz kizi size
neden vermediler?
- Çalgici dediler, kiz
vermediler... Ama bunu açik açik da söylemediler... Çalgiciya kiz
vermemek için çok yüksek baslik parasi istediler.
Dedik ki "bu
söylediklerinizi yazacagiz."
Neset Ertas da dedi ki
- Bir söz var Kizi
kendi haline birakirsan çalgiciya gider... Ya davulcuya, ya zurnaciya...
Bu, bizleri çok asagilayan bir söz... Çalgi sanattir, çalgici da sanatçi...
Bu söz bize çok agir geliyor.
****
- Sahi... Çocukluk askinizi kaçirmak hiç akliniza gelmedi mi?
Neset Ertas "asla" diye kaslarini
çatti
- Mümkün mü efendim?..
Böyle bir sey yapar miyim hiç.
- Neden olmasin...
Anadolu'da kiz ile oglan anlasiyor, kaçiyor, evleniyorlar... Örnegi çok.
- Ben yapmam efendim.
Yapamam. Yapmadim... Askimi içime attim, aldim basimi gittim. Hala gidiyom, hala gidiyom.
Karadir bu sazim kara
Dedik ki "sazin rengi neden kara?"
Neset Ertas'in agzindan
bir "ah" sesi çikti. Sonra da. Sazi kucagina aldi ve basladi çalip,
okumaya
"Karadir bu bahtim
kara..."
****
Kültür ve Turizm Bakani
Erkan Mumcu'nun "45'lik plak koleksiyonu oldugunu" bilmiyorduk. Gitti,
koleksiyonundan bir "Neset Ertas plagi" getirdi. Plagin bir yüzünde sunlar yazili
"Ertas Plak... Kendim
ettim kendim buldum... Söz, müzik, çalan ve okuyan Nesat Ertas."
Diger yüzünde ise
"Hapishanelere günes
dogmuyor... Söz, müzik, çalan ve okuyan Neset Ertas."
Erkan Mumcu, "eski plagi"
Neset Ertas'a verdi. Neset Ertas da imzalayip bize verdi. Unutamayacagimiz bir ani.
"Karadir su bahtim kara"
türküsünün nakarati "kendim ettim, kendim buldum."
Sorduk
- Bu türkünün
hikayesi?..
Neset Ertas "çok eski
bir gönül hikayesi" diye söze basladi.
O zamanlar gençtim.
Pavyonda çalip, söylüyordum. Gömlegimin yakasi yag içindeydi. Gömlegimi
yikayacak, önüme bir tas çorba koyacak bir yarim olsa dedim. Uzaktan,
uzaktan bakistigimiz bir kiz vardi. Gittim, istedim. Hayir demediler.
Ama olmadi, kismet degilmis, yarim kaldi. Çok efkarlandim. Pavyondan
ayrildim, sehri terkettim, sazimi siyaha boyadim ve basladim çigirmaya:
"Karadir bu bahtim kara
Sözüm kar etmiyor yare
Yaktin yüregimi nare
(Eyvah ey...)
Kendim ettim kendim
buldum
Gül gibi sararip soldum
(Eyvah ey...)
Dane, dane benleri var
yüzünde
Neset Ertas "ne istersiniz?.. Ne çigirayim" diye sorunca...
"Usta" dedik
- Sözü de müzigi de
kendinize ait birseyi söyleyin.
Büyük usta "olur" diye konustu
- Birseyler dimbirtayim...
Insallah begenirsiniz.
Ve basladi:
"Dane dane benleri var
yüzünde
Can alici bakislari
gözünde
Binbir tat var edasinda
nazinda
Dünyada yardan tatli var
m'ola
Sallani sallani gelen
yar m'ola"
****
- Neset usta... Bunu
kime söylediniz?
Ustanin yüzü kizardi.
Basini öne egdi.
Yine sorduk
- Asik miydiniz?
Neset Ertas "Size bir baska türkümü daha çigirayim" diye konuyu degistirmek
istedi.
Üsteledik
- Güzel miydi?.. Çok mu
sevdiniz?
- Evet efendim...
Gençtik... Cahildik... Asiktik... Bizim de kalbimiz vardi.
****
Istiklal Marsi'ni kim
yazdi?
Neset Ertas'in köyünde (Kirtillar) yasayanlarin çogu "çalgici."
Bes çalgici bir gün
ilçeye (Çiçekdag) gitmisler.
Dügünde, çalgi çalmaya.
Dönüste, trafik çevirmis
- Ehliyetiniz?
Çalgicilarin hiçbiri
okuma, yazma bilmiyor.
Ilkokula gitmemisler.
Ehliyetleri yok.
Hepsi birbirine bakmaya baslamis.
Trafik polisi sormus
- Nerelisiniz?
- Kirtillar köyündeniz.
Polis "o köyü...
Köylülerini... Çalgicilarini" biliyormus.
Demis ki:
- Sizi bir sartla
birakirim... Istiklal Marsi'ni kim yazdi?.. Bilirseniz, köyünüze
dönmenize izin verecegim.
Bes çalgici fisildasmaya
baslamislar.
- Istiklal Marsi'ni kim
yazdi acep?.. Muharrem emmim yazdi desek, okumasi, yazmasi yogudu...
Haci emmim yazdi desek, acep okumasi, yazmasi var miydi?.. Yazsa yazsa Neset agam yazmistir.
Ve trafik polisine dönmüsler
- Neset Ertas yazdi.
Polis kahkahayi basmis.
"Bir daha hiçbirinizi
direksiyonda görmeyecegim" diye köylerine yollamis.
Sabah - Yavuz Donat
28.09.2003
********************
|
[Gönül
Daginda
Bir Garip]
Neset Ertas
(*) |
|

Sag-sol çatismasi'nin siddetli oldugu günler... Neset Ertas Saray
Sinemasi'nda konser veriyor. Gençler dönemin gözde "slogan"lariyla
örülü sarkilarindan isteklerde bulunurlar. Neset Ertas biraz
sustuktan sonra her zamanki mütevaziligi ile söyle der: "Agam, biz
böyle parçalar bilmeyiz. Biz gönülle çalar, gönülle söyleriz."
Neset Ertas, -eski adiyla- Abdallar köyünün, bugün hâlâ
kemaliyle bilinemeyen 'saman'i Muharrem Ertas'tan ögrenir bu
(müzikal) edebi. Babasi, irfani gelenegin müzikal halkasinin son
büyük temsilcisidir. Heidegger'in Freiburg'da, bir konsorsiyum
sonrasi Japon bilgelerle söylesirken tartistigi 'gei-do'nun, yani
sanati, insanin kökene ulasmak üzere girdigi bir yol olarak
görüsünün belirtisi. Ertas, selefi büyük Divan, Halk,
Tekke-Tasavvuf sairleri gibi 'gönül dagi'ndan konusan bir
'Garip'tir. Mahlas olarak seçtigi bu kelime de gösterir ki,
'dünyada garip bir yolcu gibi olmanin' sirrina ermistir.
Televizyon programinda sunucunun sordugu soruyu, 'sizden sir
çikmaz...' diye baslayarak cevaplayan bu gerçek sanatçi, zanaat
ile sanat'in özdes ve hakikate ulasan en büyük yalan oldugunu
bilen, böylece, 'dost eline giden seller'e, 'gözyasini katan' bir
dervistir. Ondan, yillar önce, 'kalpten kalbe bir yol' oldugunu
ögrenen herkes gibi ben de, yillarca sinemde tasidigim gizli
yaranin bir tabibi oldugunu sanmistim. Oysa, bütün yaralari ve sifa umutlarini bosa çikaran bir kader sirrinin,
Sezai Karakoç'un deyisiyle, 'kaderin üstündeki kader'in biraz olsun farkina
vardikça, Neset Ertas'in türkülerini daha çok sever oldum.
Bizim gelenegimizde, Saadet çagindan itibaren,
siirle, yani 'mülklerin en tehlikelisi' ve 'ugraslarin en
masumu' olan bir dille konusmak, bir gösteris ve oyun degil, bir
düsünce derinliginden, bir algi ve kavrayis zenginligindendir.
Yavuz Selim ile Sah İsmail'in hikayesi bunun çarpici bir
örnegidir. Bu, 'söz ola kese savasi' diyen bir gelenektir. Neset
Ertas'la babasinin konusmasi da gelenegin ilginç bir örnegi
olarak belirir. Leyla'ya gönül verir fakat bazi nedenlerden
dolayi babasi siddetle karsi çikar, 'evladim' redifli bir türkü
söyler: "Temiz ruhlu, saf kalplisin söhretsin/Hakkin vardir
evlenmeye evladim/Mevlam sana yapanlari kahretsin/Asli bozuk
alma dedim evladim / Dokunsalar nazif tene kir gelir/Bizden önce
ceddimize ar gelir/Köle olmak sanimiza zor gelir / Asli bozuk
alma dedim evladim"
Neset Ertas, kendisini yaralayan 'asli bozuk'a, 'ana'yla cevap
verir: 'Ulu ariyorsan analar ulu /Sevmisiz biz onu olmusuz
kulu/Analar insandir biz insanoglu / Asli bozuk deme gel su insana
/ Aski kimden aldin sevgiyi kimden/Asli bozuk deme gel su insana
/Soracak olursan eger ki benden/Asli bozuk deme gel su insana /
Yazimizi felek yazdi Mevlâdan degil/Senin dediklerin evladan degil/Her
hata suç bende Leylâ'dan degil /Asli bozuk deme gel su
insana" Muharrem Ertas, oglunun bu 'ulu ana' göndermesine boyun
eger ve, "Küsmedim Nesedim kahrettim sana/Baban degil miydim
sormadin bana/Olan olmus yavrum ne deyim sana/Sen aklini yitirmisin evladim"
Bu siirsel konusma, Neset'in Leyla ile evlenip ayrilmasindan
sonra da sürer. Bu kez, Neset, Leyla'ya, hatanin kendisinde
oldugunu söyler: "Bilemedim kiymetini kadrini/Hata benim günah
benim suç benim/Eliminen içtim derdin zehrini/Hata benim günah
benim suç benim/Bir günden bir güne sormadim seni/Körümüs gözlerim
görmedim seni/Bosa mecnun eylemisim ben beni/Hata benim günah
benim suç benim"
Neset Ertas'la babasi ve Leyla arasindaki bu hikayenin sonuçta evrildigi yer
ise sudur: 'Cahildim dünyanin rengine kandim/Hayale
aldandim bosuna yandim/Seni ilelebet benimsin sandim/Ölürüm
sevdigim zehirim sensin/Evvelim sen oldun ahirim sensin/ Sözüm yok
su benden kirildigina/Gidip baska dala sarildigima/Gönlüm
inanmiyor ayrildigina/ Gözyasim sen oldun kahirim sensin/Evvelim
sen oldun ahirim sensin/Garibim can yikip gönül kirmadim/Senden
ayri ben bir mekan kurmadim/Daha bir gönüle ikrar vermedim/Batinim
sen oldun zahirim sensin/Evvelim sen oldun ahirim sensin'
Böylesi bir zengin dilden, bugün alabildigine ötekilestirici,
saglikli konusmanin önünü tikayan kör ve kadük bir 'iletisim
dili'ne nasil saplandigimiz bir yana, bu 'melal'i anlamaktan da uzaklastik. Gönül
dagindan, zekanin ve onun kullanildigi
kurnazligin agina düstük. Adnan Yilmaz'in 'Abdal Anilari'ndan
ögreniyoruz: "Muharrem Usta'nin gençlik dönemidir. Oglu Neset de
yetismis gelmis, ün salmaya baslamistir sanatiyla... Civarda
zenginligi ile ünlenmis bir aganin dügünü olacaktir. Aga bekler ki
"Teber Usagi dügün yapacagimi duymustur. Çikarlar gelirler
yanima..."
Aganin hanimi anlatilanlara göre Muharrem Usta'nin
sanatina hayrandir. Bunu, beyine söyleyip "Muharrem'e haber sal
gelsin" dediyse de aga "Benim haber salmama ne hacet!" deyip
geçer. Aganin bekledigi olmaz. Muharrem Usta agaya varip da
"Dügünün varmis agam, biz gelelim" demez. Aga buna sinirlenir.
Tez elden haber gönderir adamlarina: "Dügünüme Hacibektas'tan
sanatçi getirin!" Bu arada aganin hanimi Muharrem Usta'ya dügün
davetiyesini ulastirir. Hacibektas'tan gelen sanatçilar dügünü
çalmaya baslar. Baslar baslamasina da aganin haniminin akli
Muharrem Usta'dadir. Dügünün daha birinci günü Muharrem Usta
"Okuntu"ya uyarak dügüne gelir. Gelince ne görsün? Hacibektasli
sanatçilar Muharrem Usta'nin sanatinin ünü karsisinda ona
saygisizlik ederek disa vurmaktadirlar. Üstelik biri de "İstek
parçan var mi?" diyecek kadar ileri gider. Oysa oradaki
davetliler, Hacibektasli sanatçilarin sazi Muharrem Usta'ya
bahseylemelerini beklemektedir. "İstek parçan var mi?" sözüne
bütün enginligi ile ayaga kalkarak cevap veren Muharrem Usta,
tasi gedigine koymakta gecikmez: "Benden, yani Muharrem
Ertas'tan, oglu Neset Ertas'tan, kayni Çekiç Ali'den, yegenim
Haci Tasan'dan söylemeyin de ne söylerseniz söyleyin!"
Hacibektasli sanatçilar sasirmistir. Sohbeti dinleyen aga,
Muharrem Usta'ya kizarak "Geriye bunlarin söyleyecegi ne kaldi
Muharrem?" der. Tartismalarini izleyen aganin hanimi sözünü
esirger mi? "Bey bey, iste onu bir bilseydin!" Aganin haniminin
sözleri karsisinda Muharrem Usta durur mu: "Agam agam, paramin
hatiri olur demesen de bize gönül bahseyleseydin biz de senden
emegimizi esirgemezdik!"
(*)
Gönül Daginda Bir Garip / Neset Ertas Kitabi
(CD İlaveli)
Yazar :
Hasim Akman
Türkiye İs Bankasi Yayinlari
/
Nehir Söylesi Dizisi
|
| |
|
**********
MUHARREM
ERTAS
(1913 - 1984)
Muharrem
Ertas, 1913 yilinda Yagmurlubüyükoba Köyü'nde
dogdu. Annesi Ayse Hanim, babasi zurnaci Kara Ahmet'tir. Anadolu'nun bir
çok yerinde profesyonel müzisyen olarak karsimiza çikan Abdal
Asiretlerinin Orta Anadolu'daki en büyük koluna bagli olan Muharrem
Ertas'in atalari Ala Kilise'lidir. Abdallarin göçer bir asiret
olmalarindan ötürü daha sonralari Kirsehir havalisine yerlesmislerdir.
Ertas'in ilk ustalari
dayisi Bulduk Usta ve Yusuf Ustadir. Küçük yaslardan itibaren eline aldigi
sazi ile köy köy dolasir Muharrem Ertas. Bazen sünnetçilerle,
"dügün çalmaya" gider; bazen köy odasindaki muhabbetlere katilir saziyla
ve sesiyle...Her ne kadar "bozlak ustasi" diye ün yaptiysa da, Orta
Anadolu'nun yöresel melodilerini de repertuarinda bulundurur. Özellikle çalip söyledigi halaylar
saheser niteligindedir.
"Ustalarin
Ustasi"
Muharrem Ertas, Bozlak geleneginin en güçlü temsilcilerindendir. Ses genisligi, rengi ve tinisinin yanisira, girtlak
nagmeleri, çarpma,
titretme ve trilleri, kendine has ses kullanma teknikleri ve bütün bunlarin yanisira
iyi bir Bozlak icrasi için olmazsa olmaz sartlardan
biri olan "yigitçe edasi" ile Muharrem Ertas, gelmis geçmis en büyük
Bozlak okuyucusu olarak kabul edilir. Onun için Bozlak, gökkubbeye
salinan bir çigliktir adeta. Repertuarinda oyun ve halay türküleri basta
olmak üzere Karacaoglan'dan, Kerem'den, Asik Garip'den, Pir Sultan
Abdal'dan ve Asik Sait'ten pekçok türkü okudugu her eseri, o anki ruh
halinin bir geregi olarak, her seferinde yeniden yorumlar.
Muharrem Ertas, 1970’li yillardan itibaren, o yillarda büyük bir
söhrete sahip olan ‘Neset Ertas’in babasi Muharrem Ertas’ olarak ismi
daha çok duyulur olmus fakat hiçbir zaman layik oldugu gerçek söhrete
erisememistir. O san söhret için, büyük paralar kazanmak için sanat
yapan biri olmadigi hiçbir zaman, olamazdi da. Çünkü çalip söylemek,
O’nun için dogal yasam biçimiydi.
Bu dünyada 71 yil yoksul kendi halinde ve sessizce yasayan Muharrem
Usta , 1984 yilinin 3 Aralik günü yine yoksul ve sessizce öldü. Dünya
durdukça sesi gökkubemizde yankilanacak bir sanatçinin “garip”
ölümüydü bu. Son sözleri gerisini tamamlayamadigi “sazimin emaneti...”
oldu. Muharrem Usta‘nin adi, yasarken kiymeti bilinmeyen sanatçilarin
basinda anilsa yeridir.
71 yilda biriktirdiklerini oglu Neset Ertas'a aktaran Muharrem Ertas,
yedi-sekiz yaslarinda iken dayisi Bulduk Usta'dan baglama dersleri
almaya baslamis: "Çalip söyleme merakim küçük yaslarda basladi. Bulduk
dayimin çok güzel sesi vardi. Bir köyde türkü söyledi mi diger köyde
dinlenirdi. Hatta seferberlikte asker kaçaklarini yakalamak için
subaylar dayimi yanlarina alir köy köy dolasirlarmis. Dayima türkü
söylettirip kendileri de pusuya yatarlar ve dayimin sesine daglardan inen
kaçaklari yakalarlarmis. Derken, Bulduk Usta beni çok severdi, merakimi
görünce beni yanina aldi. Her gittigi yere götürdü. Dügünlerde,
bayramlarda, eglencelerde yanindan ayirmayarak ustalarindan ögrendigini
bana da ögretirdi. Yedi yil boyunca onunla çalistiktan sonra artik tek
basima çalip söylemeye basladim."
Bu dünyada 71 yil
yoksul, kendi halinde ve sessizce yasayan Muharrem Ertas, 1984 yilinin 3
Aralik günü yine sessiz bir sekilde vefat etti. Son sözleri, gerisini tamamlayamadigi; "Sazimin emaneti..." oldu.
Bugün oglu
Neset Ertas, babasinin bütün duygularinin kendisine intikal ettigini ve
çaldigi havalardaki etkilerin büyük bir kisminin babasina ait oldugunu
söylüyor.
Muharrem Ertas’in adi bir TV programinda okudugu
sözleri Dadaloglu’na ait ünlü ‘Avsar Bozlagi’ ile
yurt genelinde duyulur. Bu öyle bir okuyustur ki simdiye kadar saz çalip
okuyanlarin hiç birine benzememektedir. Tok ve davul gibi gümbürdeyen,
ama alabildigine duygulu bir divan sazi esliginde ; tiz, gür, parlak ve
bir o kadar da içli ve yanik bir sesin okudugu, bir buçuk oktavi asan
ses genisligine sahip bir Dadaloglu gürlemesi :
`Kalkti göç eyledi avsar elleri
Agir agir giden eller bizimdir
Arap atlar yakin eyler iragi
Yüce dagdan asan yollar bizimdir...`
Merhum Muharrem Ertas'a
minnetlerimizle Allah'tan rahmet diliyoruz.
|

Radyoyu
Acilis Sayfaniz Yapin
|