RADYO IZ CANLI TURKCE MUZIK - NEÞET ERTAÞ - NESET ERTAS; ---
 

 

radyo iz

     www.radyoiz.com ©

 

 

 

     

Dinlemek Icin Tiklayin...!

   

Tikla ve Dinle...!

     
Radyo iz ©  
     

  

  English versionEnglish

              

 

 

 Ana Sayfa

 

 

 

 

 

 

 

   DUYURULARINIZ

 

 

 

 

 

 

 

 
 
Dinlemek Icin Tiklayin...!

 

Winamp ile dinleyin...! Winamp ile DinleyinWinamp ile dinleyin...!  
Media Player Ile Kucuk Pencerede Dinleyin

 

Kucuk Pencerede DinleyinMedia Player Ile Kucuk Pencerede Dinleyin

 

Real Player ile dinleyin...! Real Player  ile DinleyinReal Player ile dinleyin...!

 

Yasayan Efsane: Neset Ertas

 

Neset Ertas Belgeseli izle

 

 

Kimdir Neset Ertas? Bir zamanlar sadece ve sadece "Kirsehirli Mahalli Sanatçi" olarak bilinen Neset Ertas'i binlerce, hatta milyonlarca saz çalip türkü söyleyen digerlerinden ayiran nedir? Onun sazinin ve sesinin insani büyüleyen sirri nereden gelmektedir? Neredeyse yarim asra varan bir süreden beri gerçek anlamda gönül telimizi titreten  bu esrarli sesin, sazin ve yorumun arka planinda neler ve kimler vardir?

 

Neset Ertas, 1938 yilinda Kirtillar Köyü'nde Döne'den dogma Muharrem Ertas'in ogludur. Kirsehir, Yozgat ve Keskin'in çesitli köylerinde çocukluk ve ilk gençlik yillari geçmistir. 15 yasinda çiktigi gurbet hayatinin hala devam etmektedir.

 

   Neset Ertas'i tanimak, asil onun ruh ve gönül macerasini bilmeyi gerektirir ki burada hemen karsimiza, Neset Ertas'la en rafine üslubuna kavusan Orta Anadolu Abdal Müzigi geleneginin gelmis geçmis en büyük ustalarindan olan babasi Muharrem Ertas karsimiza çikar.

 

   Iste Neset Ertas, babasi Muharrem Usta ile adeta Anadolu'daki en olgun seviyesine erisen bu Türkmen/Abdal müzik birikiminin yeni bir yorumcusudur. Yogun yöresel özellikleri ve baskin mahallilik unsurlari ile donanmis bu müzigi yöresinin disina çikarmis, ülke genelinde ve hatta yurt disinda bilinmesini ve taninmasini saglamistir.

 

   1960'lardan itibaren binlerce yillik sazimiz baglama ile birlikte anilan; sadece genis halk kesimlerinde degil, ciddi musiki çevrelerinin ve gerçek türkü dostlarinin da gündeminden hiç düsmeyen Neset Ertas'i farkli bir baglamda degerlendirmek gerekiyor- Çünkü o aslinda bir anlamda tam bir yöre sanatçisi olmasina ragmen yaygin söhreti ve söyledigi türkülerin popülaritesi ile ülke genelinde taninan biri olarak, hem babasi Muharrem Ertas'tan, hem de bu gelenegin diger usta isimleri olan Haci Tasan ve Çekiç Ali'den de ayrilir. Bir baska söyleyisle onun sanati için, basta Muharrem Usta olmak üzere. Haci Tasan, Çekiç Ali ve Abdal/Türkmen Müzigi geleneginin çesitli yörelerde farkli tavir ve üsluplarda karsimiza çikan diger ustalari da dahil olmak üzere hepsinin üst seviyede bir sentezi ve esrarli bir bileskesi denilebilir.

 

   Sarisözen'in tabiri ile bir zamanlar sadece ve sadece "Kirsehirli Mahalli Sanatçi" olarak bilinen Neset Ertas'i binlerce, hatta milyonlarca saz çalip türkü söyleyen digerlerinden ayiran nedir? Onun sazinin ve sesinin insani büyüleyen sirri nereden gelmektedir? Neredeyse yarim asra varan bir süreden beri gerçek anlamda gönül telimizi titreten, ruhumuzu ürperten bu esrarli sesin, sazin ve yorumun arka planinda neler ve kimler vardir? Sazi gümbür gümbür ses veren, adeta davula eslik edercesine sazinin gögsünde pençesiyle sesler çikaran, hep samimi ve kendi halinde yüreginin acilarini ve kendi iç gurbetlerini seslendiren; hiç bir medya tik tutumu olmayan, kalabaliklardan ve söhretten adeta köse bucak kaçarak pek ortaliklarda görünmeyen; mezhep, parti ve etnik kimlik çagrisimlarina pirim vermeyen, sazindan, sözünden ve sesinden gayri hiç bir seyden medet ummayan bu "Garip" insani tanimak kadar tanimlamak da gerçekten zor.

 

   Ayaklarinin altindaki topragin renginden, kokusundan haberdar olan, bastiklari yeri az çok taniyan, yürekleri hep türkülerle birlikte atanlar için Neset Ertas, belki de tam bir "yasayan efsane"; meçhul, uzak, esatiri ve sirlarla dolu...

 

   Neset Ertas'in sanati hayati ile hayati sanati ile o kadar içice ki, çalip çigirdigi türkü ve bozlaklarinda bütün bir hayat hikayesini bulmak mümkün oldugu gibi, hayatina yakindan baktigimizda da o içli türkülerin, acili bozlaklarin nelerden nasil dogdugunun ipuçlarini elde ederiz hemen. Onun yokluk, yoksulluk ve acilarla dolu hayatim "Garip" mahlasiyla yazdigi kosma tarzinda usta isi siirlerle anlattigi ozan yönünü yillarca kimse fark etmedi bile. Babasindan tevarüs ettigi geleneksel ve anonim türkülerin, bozlaklarin disinda, sözleri kendisine ait türküler, bozlaklar söyledigini de fark eden olmadi yillarca. Sözü ve müzigi ile, anonim türkülerdeki erisilmez sadeligi ve estetik seviyeyi yakalayan sayisiz türkünün, bozlagin altina attigi mütevazi imzasini kimselere söylemedi bile.

 

   Neset Ertas o büyük yaratici yetenegi ile okudugu her eseri yeni bastan öyle bir yorumlar, ona öyle bir ruh ve hava verir ki, adeta yeni bir beste ile karsi karsiya oldugunuzu dahi sanabilirsiniz. Bu durumu, yetenegi, kültürü ve birikimi oldukça sinirli sig ve siradan sanatçilarin yorum adina yaptiklari "dejenerasyon" ile karistirmamak gerekir. Çünkü Neset Ertas kendisine ait olmayan bir türküyü bi1e öyle bir okur ve yorumlar ki, o türkü o sekliyle yillar öncesine ait bir Neset Ertas türküsü gibidir artik.

 

   Olaganüstü denilebilecek yetenegi, gelenege hakimiyeti, gelenekten kopmadan yeniye bagliligi, yeni zamanlarin modern zevk ve egilimlerini gözeten diri ve uyanik tecessüsü ile Neset Ertas, hep gündemde kalmis bir sanatçidir. O, ismi baglama ile özdesmis ve adeta bu dünyaya türkü söylemek için gelmis gerçek bir türkü ustasi... Türküyü baglamaya, baglamayi türküye bu kadar yakinlastiran ve yaklastiran, adeta birbirlerinin içinde -kendisi ile birlikte- eritip yok eden ikinci bir sanatçi bulmak öyle sanildigi kadar kolay degildir.

   Neset Ertas'in sanati; müzigin özünü, ruhunu kavrayan birinin, hiç bir yapmacikliga tevessül etmeden, oldugu gibi kendini, kendi özünü ve hissettiklerini saza, söze dökmesidir.

 

     Türk Halk müzigimizin yasayan efsanesi Sayin Neset Ertas'a Allah'tan saglik ve mutluluklar dolu uzun ömür dileriz.

 

                            ********************************

 

Bozkirda Acan Cicek: Neset Ertas

Kültür ve Turizm Bakani Erkan Mumcu'nun evinde, aksam yemegindeydik. Yemegin bir de "sürpriz konugu" vardi. Neset Ertas.
 
Hiç okula gitmemis. Küçük yasta babasinin pesine düsüp, saz çalmayi, türkü söylemeyi, kendi deyimi ile "çigirmayi" ögrenmis. Yas 66 olmus. Hala "çigiriyor."
 
Söhreti "sinirlari" asmis. Ama o bir kösede, elleri dizinde, basi önde oturuyor. Kendisine "usta" diye hitabedilince... "Estagfurullah efendim" diyor.
- Ben gönlünüzün hizmetçisiyim efendim.
 
****
Kirsehir'in, Çiçekdagi ilçesinin, Kirtillar köyünde dogmus. Bütün köy "çalgiciymis." Fakirmis. Neset Ertas yoklugun, fukaraligin, acinin, çaresizligin içinde yogrulmus. Ortaya büyük bir sanatçi çikmis. Ve mütevazi.
 
Yemekten "tekrar görüselim" diye kucaklasarak ayrildik. Sonra gazeteye, ziyaretimize geldi. "Neset Ertas Kitabi"nin yazari, Kültür Bakanligi Güzel Sanatlar Genel Müdür Yardimcisi Bayram Bilge Tokel ile birlikte.Gazetede de "çaldi, çigirdi."
 
Sesini duyan, odamiza kostu. Bu gazetede herkesi duygulandiran bir "mini konser" oldu.
 
****
Sohbette söz okuldan, egitimden açilinca Neset Ertas heyecanlaniyordu.
 
"Ben okuyamadim efendim... Ama çocuklarimi okuttum. Basimiza ne geldiyse cahillikten, bilgisizlikten geldi efendim... Bilmemiz gereken daha çok sey var. Tabii ilk bilmemiz gereken ise kendimizi bilmemiz. Haddimizi bilmemiz. Yanlis bir sey söylediysem affiniza siginirim efendim."
Bu sözlerden sonra, eli sazina gidiyor. "Söz ve müzigi kendisine ait olan" bir türkü okuyor.
 
"Insanlar kendini bilebilseydi
Dünyada haksizlik, kavga olmazdi
Insan dogan yine insan ölseydi
Belki de dünyada hayvan kalmazdi."
 
****
Neset Usta'yi sik sik siyasetçiler de ariyor. Öyle ya, yerel seçim yaklasiyor. Kimi "bir türküsünün siyasete uyarlanmasini" istiyor. Kimi de "parti için konser vermesini." Ertas'in yaniti
- Ben sanatçiyim. Hiçbir siyasi organizasyonda yer almadim, bundan sonra da almam.
 
Gazetede "elini öpmek isteyenler" oluyor. Kimseye elini öptürmüyor. Hanimlarin ise elini öpüyor
- Kadin, en kutsal varliktir. Ancak eli öpülür. Kadin bir çiçektir. Incitilmemelidir. Ben kim oluyorum ki, elimi öpmek istiyorsunuz efendim. Ben gönüllerinizin hizmetçisiyim efendim...
 
****
 
Çocuk dogunca...

Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Nusret Aras bir fikra anlatti. Eskiden Ingiltere'de yeni dogan çocugu bir halinin üzerine yüzükoyun yatirirlarmis.
Halinin bir kösesine tabanca koyarlarmis. Diger kösesine ise kitap.
Çocuk eger kitaba dogru debelenirse, "bu çocuk okuyacak, profesör olacak" derlermis.  Silaha dogru hamle etmeye yeltenirse "bu çocuk askeri okula gidecek... General olacak."
 
Neset Ertas'a sorduk
- Sizin köyde böyle adetler var mi?
- Var.
- Nasil?
- Ben dogunca göbegimin üstüne babamin sazini koymuslar.
Ertas "dogdugu köyün adetini" anlatti
- Çocugun kemanci olmasi isteniyorsa, göbegine keman konur... Zil çalmasi isteniyorsa, zil... Veya zurna.
"Ya davul" diyecek olduk. Öyle ya... Çocuk, davulun altinda ezilir, ölür.
Neset Ertas güldü
- Çocugun göbegine davul konmaz... Çalgiciligin sinifinda kalan, davulcu olur zaten.
 
****
Heykel

Kültür ve Turizm Bakani Erkan Mumcu, Kirsehir'e gitmisti.
Dönüsünde "çok ilginç birsey duydum" dedi.
- Nedir?.. Merak ettik... Anlatin.
Mumcu, Neset Ertas'a döndü
- Usta... Heykel olayini sen anlat.
Neset Ertas "utandi."
"Kipkirmizi oldu."
Israr ettik. Anlatti.
Kirsehir Belediyesi bir "Neset Ertas heykeli" yaptirmis. Meydana diktirmis.
Hayatinda Atatürk heykelinden baska heykel görmemis olan bir köylü, Kirsehir'e pazara gelmis.
"Elinde saziyla Neset Ertas heykelini" görünce...
"Ey böyük Atam" diye sesini yükseltmis
- Memleketi gavurlardan kurtardin... Cumhuriyeti kurdun... Hepimize bubalik ettin... Emme saz da çaldigini hiç bilmeyodum... Bi yasima daha girdim."
 
 
Zahide'm
 
Neset Ertas'in en sevilen türkülerinden biri de "Zahide'm."
 
Zahide'm kurbanim n'olacak halim
Gene bir laf duydum kirildi belim
Gelenden gidenden haber sorarim
Zahidem bu hafta oluyor gelin.
 
Ertas'a "Zahide'nin kim oldugunu" sorduk.
"Herkesin bir Zahide'si var" yanitini verdi.
Yine sorduk
- Sizinkisi hangisi?
- Sevdim, kavusamadim... Zahide'm türküsünü çigirdim... Türkü çok tutuldu... Sonra baktim, baska türkücüler, Zahide'm türküsüne yeni, yeni dörtlükler eklemeye basladilar... Zahide'm türküsü uzadikça, uzadi... Sanki destan olup, çikti... Meger, herkesin bir Zahide'si varmis.
- Ya sizinki?
- Benimki, boynumu bükük koyan bir eski ask hikayesi.
Çalgici dediler kiz vermediler
Neset Ertas aldi sazi eline. "Çalip, söylemeye" basladi
"Yarin aski ile artti hep derdim,
Babami bir yere dünür gönderdim."
Sonra birden sustu. Bize döndü
- Vermediler.
Ve devam etti
- O zamanlar Kirsehir'deydim. Babami gönderip, istettigim kiz, evcilik oynadigim arkadasimdi. Onunla evlenemeyince kaderime küstüm. Kirsehir'i terkettim. Ankara'nin yolunu tuttum.
Yine sazin tellerine dokundu
 
"Bir ev kiraladim münasip yerde
Kaldi kavim kardes hep Kirsehir'de
Bu ask hançerini vurdu derinde
Çaresini bulamazsin ölüm dediler."
 
****
Sonra "Ankara günlerini" anlatmaya basladi. Tabii yine saziyla
 
"Yarin aski ile döndüm saskina,
Arada içerdim yarin askina."
 
- Bu ask ilk ask miydi?
- Evet.
- Kaç yasinda tanistiniz?
- Daha üç yasindayken... Çocuktuk. Evcilik oynardik. Babamdan saz çalmayi ögrendim, ilk o kiza çaldim.
 
****
- Sevdiginiz kizi size neden vermediler?
- Çalgici dediler, kiz vermediler... Ama bunu açik açik da söylemediler... Çalgiciya kiz vermemek için çok yüksek baslik parasi istediler.
 
Dedik ki "bu söylediklerinizi yazacagiz."
Neset Ertas da dedi ki
- Bir söz var Kizi kendi haline birakirsan çalgiciya gider... Ya davulcuya, ya zurnaciya... Bu, bizleri çok asagilayan bir söz... Çalgi sanattir, çalgici da sanatçi... Bu söz bize çok agir geliyor.
 
****
- Sahi... Çocukluk askinizi kaçirmak hiç akliniza gelmedi mi?
Neset Ertas "asla" diye kaslarini çatti
- Mümkün mü efendim?.. Böyle bir sey yapar miyim hiç.
- Neden olmasin... Anadolu'da kiz ile oglan anlasiyor, kaçiyor, evleniyorlar... Örnegi çok.
- Ben yapmam efendim. Yapamam. Yapmadim... Askimi içime attim, aldim basimi gittim. Hala gidiyom, hala gidiyom.
Karadir bu sazim kara
Dedik ki "sazin rengi neden kara?"
Neset Ertas'in agzindan bir "ah" sesi çikti. Sonra da. Sazi kucagina aldi ve basladi çalip, okumaya
"Karadir bu bahtim kara..."
 
****
Kültür ve Turizm Bakani Erkan Mumcu'nun "45'lik plak koleksiyonu oldugunu" bilmiyorduk. Gitti, koleksiyonundan bir "Neset Ertas plagi" getirdi. Plagin bir yüzünde sunlar yazili
"Ertas Plak... Kendim ettim kendim buldum... Söz, müzik, çalan ve okuyan Nesat Ertas."
Diger yüzünde ise
"Hapishanelere günes dogmuyor... Söz, müzik, çalan ve okuyan Neset Ertas."
Erkan Mumcu, "eski plagi" Neset Ertas'a verdi. Neset Ertas da imzalayip bize verdi. Unutamayacagimiz bir ani.
 
"Karadir su bahtim kara" türküsünün nakarati "kendim ettim, kendim buldum."
Sorduk
- Bu türkünün hikayesi?..
Neset Ertas "çok eski bir gönül hikayesi" diye söze basladi.
 
O zamanlar gençtim. Pavyonda çalip, söylüyordum. Gömlegimin yakasi yag içindeydi. Gömlegimi yikayacak, önüme bir tas çorba koyacak bir yarim olsa dedim. Uzaktan, uzaktan bakistigimiz bir kiz vardi. Gittim, istedim. Hayir demediler. Ama olmadi, kismet degilmis, yarim kaldi. Çok efkarlandim. Pavyondan ayrildim, sehri terkettim, sazimi siyaha boyadim ve basladim çigirmaya:
 
"Karadir bu bahtim kara
Sözüm kar etmiyor yare
Yaktin yüregimi nare (Eyvah ey...)
Kendim ettim kendim buldum
Gül gibi sararip soldum (Eyvah ey...)
 
 
Dane, dane benleri var yüzünde
Neset Ertas "ne istersiniz?.. Ne çigirayim" diye sorunca...
"Usta" dedik
- Sözü de müzigi de kendinize ait birseyi söyleyin.
Büyük usta "olur" diye konustu
- Birseyler dimbirtayim... Insallah begenirsiniz.
Ve basladi:
 
"Dane dane benleri var yüzünde
Can alici bakislari gözünde
Binbir tat var edasinda nazinda
Dünyada yardan tatli var m'ola
Sallani sallani gelen yar m'ola"
 
 
****
 
- Neset usta... Bunu kime söylediniz?
Ustanin yüzü kizardi.
Basini öne egdi.
Yine sorduk
- Asik miydiniz?
Neset Ertas "Size bir baska türkümü daha çigirayim" diye konuyu degistirmek istedi.
Üsteledik
- Güzel miydi?.. Çok mu sevdiniz?
- Evet efendim... Gençtik... Cahildik... Asiktik... Bizim de kalbimiz vardi.
 
****
 
Istiklal Marsi'ni kim yazdi?

Neset Ertas'in köyünde (Kirtillar) yasayanlarin çogu "çalgici."
Bes çalgici bir gün ilçeye (Çiçekdag) gitmisler.
Dügünde, çalgi çalmaya.
Dönüste, trafik çevirmis
- Ehliyetiniz?
Çalgicilarin hiçbiri okuma, yazma bilmiyor.
Ilkokula gitmemisler.
Ehliyetleri yok.
Hepsi birbirine bakmaya baslamis.
Trafik polisi sormus
- Nerelisiniz?
- Kirtillar köyündeniz.
Polis "o köyü... Köylülerini... Çalgicilarini" biliyormus.
Demis ki:
- Sizi bir sartla birakirim... Istiklal Marsi'ni kim yazdi?.. Bilirseniz, köyünüze dönmenize izin verecegim.
Bes çalgici fisildasmaya baslamislar.
- Istiklal Marsi'ni kim yazdi acep?.. Muharrem emmim yazdi desek, okumasi, yazmasi yogudu... Haci emmim yazdi desek, acep okumasi, yazmasi var miydi?.. Yazsa yazsa Neset agam yazmistir.
Ve trafik polisine dönmüsler
- Neset Ertas yazdi.
Polis kahkahayi basmis.
"Bir daha hiçbirinizi direksiyonda görmeyecegim" diye köylerine yollamis.
 
Sabah - Yavuz Donat  28.09.2003
 
********************
 
[Gönül Daginda Bir Garip] Neset Ertas (*)
 

Sag-sol çatismasi'nin siddetli oldugu günler... Neset Ertas Saray Sinemasi'nda konser veriyor. Gençler dönemin gözde "slogan"lariyla örülü sarkilarindan isteklerde bulunurlar. Neset Ertas biraz sustuktan sonra her zamanki mütevaziligi ile söyle der: "Agam, biz böyle parçalar bilmeyiz. Biz gönülle çalar, gönülle söyleriz."
 
Neset Ertas, -eski adiyla- Abdallar köyünün, bugün hâlâ kemaliyle bilinemeyen 'saman'i Muharrem Ertas'tan ögrenir bu (müzikal) edebi. Babasi, irfani gelenegin müzikal halkasinin son büyük temsilcisidir. Heidegger'in Freiburg'da, bir konsorsiyum sonrasi Japon bilgelerle söylesirken tartistigi 'gei-do'nun, yani sanati, insanin kökene ulasmak üzere girdigi bir yol olarak görüsünün belirtisi. Ertas, selefi büyük Divan, Halk, Tekke-Tasavvuf sairleri gibi 'gönül dagi'ndan konusan bir 'Garip'tir. Mahlas olarak seçtigi bu kelime de gösterir ki, 'dünyada garip bir yolcu gibi olmanin' sirrina ermistir.
 
Televizyon programinda sunucunun sordugu soruyu, 'sizden sir çikmaz...' diye baslayarak cevaplayan bu gerçek sanatçi, zanaat ile sanat'in özdes ve hakikate ulasan en büyük yalan oldugunu bilen, böylece, 'dost eline giden seller'e, 'gözyasini katan' bir dervistir. Ondan, yillar önce, 'kalpten kalbe bir yol' oldugunu ögrenen herkes gibi ben de, yillarca sinemde tasidigim gizli yaranin bir tabibi oldugunu sanmistim. Oysa, bütün yaralari ve sifa umutlarini bosa çikaran bir kader sirrinin, Sezai Karakoç'un deyisiyle, 'kaderin üstündeki kader'in biraz olsun farkina vardikça, Neset Ertas'in türkülerini daha çok sever oldum.
 
Bizim gelenegimizde, Saadet çagindan itibaren, siirle, yani 'mülklerin en tehlikelisi' ve 'ugraslarin en masumu' olan bir dille konusmak, bir gösteris ve oyun degil, bir düsünce derinliginden, bir algi ve kavrayis zenginligindendir. Yavuz Selim ile Sah Ýsmail'in hikayesi bunun çarpici bir örnegidir. Bu, 'söz ola kese savasi' diyen bir gelenektir. Neset Ertas'la babasinin konusmasi da gelenegin ilginç bir örnegi olarak belirir. Leyla'ya gönül verir fakat bazi nedenlerden dolayi babasi siddetle karsi çikar, 'evladim' redifli bir türkü söyler: "Temiz ruhlu, saf kalplisin söhretsin/Hakkin vardir evlenmeye evladim/Mevlam sana yapanlari kahretsin/Asli bozuk alma dedim evladim / Dokunsalar nazif tene kir gelir/Bizden önce ceddimize ar gelir/Köle olmak sanimiza zor gelir / Asli bozuk alma dedim evladim"
 
Neset Ertas, kendisini yaralayan 'asli bozuk'a, 'ana'yla cevap verir: 'Ulu ariyorsan analar ulu /Sevmisiz biz onu olmusuz kulu/Analar insandir biz insanoglu / Asli bozuk deme gel su insana / Aski kimden aldin sevgiyi kimden/Asli bozuk deme gel su insana /Soracak olursan eger ki benden/Asli bozuk deme gel su insana / Yazimizi felek yazdi Mevlâdan degil/Senin dediklerin evladan degil/Her hata suç bende Leylâ'dan degil /Asli bozuk deme gel su insana" Muharrem Ertas, oglunun bu 'ulu ana' göndermesine boyun eger ve, "Küsmedim Nesedim kahrettim sana/Baban degil miydim sormadin bana/Olan olmus yavrum ne deyim sana/Sen aklini yitirmisin evladim"
 
Bu siirsel konusma, Neset'in Leyla ile evlenip ayrilmasindan sonra da sürer. Bu kez, Neset, Leyla'ya, hatanin kendisinde oldugunu söyler: "Bilemedim kiymetini kadrini/Hata benim günah benim suç benim/Eliminen içtim derdin zehrini/Hata benim günah benim suç benim/Bir günden bir güne sormadim seni/Körümüs gözlerim görmedim seni/Bosa mecnun eylemisim ben beni/Hata benim günah benim suç benim"
 
Neset Ertas'la babasi ve Leyla arasindaki bu hikayenin sonuçta evrildigi yer ise sudur: 'Cahildim dünyanin rengine kandim/Hayale aldandim bosuna yandim/Seni ilelebet benimsin sandim/Ölürüm sevdigim zehirim sensin/Evvelim sen oldun ahirim sensin/ Sözüm yok su benden kirildigina/Gidip baska dala sarildigima/Gönlüm inanmiyor ayrildigina/ Gözyasim sen oldun kahirim sensin/Evvelim sen oldun ahirim sensin/Garibim can yikip gönül kirmadim/Senden ayri ben bir mekan kurmadim/Daha bir gönüle ikrar vermedim/Batinim sen oldun zahirim sensin/Evvelim sen oldun ahirim sensin'
 
Böylesi bir zengin dilden, bugün alabildigine ötekilestirici, saglikli konusmanin önünü tikayan kör ve kadük bir 'iletisim dili'ne nasil saplandigimiz bir yana, bu 'melal'i anlamaktan da uzaklastik. Gönül dagindan, zekanin ve onun kullanildigi kurnazligin agina düstük. Adnan Yilmaz'in 'Abdal Anilari'ndan ögreniyoruz: "Muharrem Usta'nin gençlik dönemidir. Oglu Neset de yetismis gelmis, ün salmaya baslamistir sanatiyla... Civarda zenginligi ile ünlenmis bir aganin dügünü olacaktir. Aga bekler ki "Teber Usagi dügün yapacagimi duymustur. Çikarlar gelirler yanima..."
 
Aganin hanimi anlatilanlara göre Muharrem Usta'nin sanatina hayrandir. Bunu, beyine söyleyip "Muharrem'e haber sal gelsin" dediyse de aga "Benim haber salmama ne hacet!" deyip geçer. Aganin bekledigi olmaz. Muharrem Usta agaya varip da "Dügünün varmis agam, biz gelelim" demez. Aga buna sinirlenir. Tez elden haber gönderir adamlarina: "Dügünüme Hacibektas'tan sanatçi getirin!" Bu arada aganin hanimi Muharrem Usta'ya dügün davetiyesini ulastirir. Hacibektas'tan gelen sanatçilar dügünü çalmaya baslar. Baslar baslamasina da aganin haniminin akli Muharrem Usta'dadir. Dügünün daha birinci günü Muharrem Usta "Okuntu"ya uyarak dügüne gelir. Gelince ne görsün? Hacibektasli sanatçilar Muharrem Usta'nin sanatinin ünü karsisinda ona saygisizlik ederek disa vurmaktadirlar. Üstelik biri de "Ýstek parçan var mi?" diyecek kadar ileri gider. Oysa oradaki davetliler, Hacibektasli sanatçilarin sazi Muharrem Usta'ya bahseylemelerini beklemektedir. "Ýstek parçan var mi?" sözüne bütün enginligi ile ayaga kalkarak cevap veren Muharrem Usta, tasi gedigine koymakta gecikmez: "Benden, yani Muharrem Ertas'tan, oglu Neset Ertas'tan, kayni Çekiç Ali'den, yegenim Haci Tasan'dan söylemeyin de ne söylerseniz söyleyin!" Hacibektasli sanatçilar sasirmistir. Sohbeti dinleyen aga, Muharrem Usta'ya kizarak "Geriye bunlarin söyleyecegi ne kaldi Muharrem?" der. Tartismalarini izleyen aganin hanimi sözünü esirger mi? "Bey bey, iste onu bir bilseydin!" Aganin haniminin sözleri karsisinda Muharrem Usta durur mu: "Agam agam, paramin hatiri olur demesen de bize gönül bahseyleseydin biz de senden emegimizi esirgemezdik!"
                           
 
 
 
 
(*) Gönül Daginda Bir Garip / Neset Ertas Kitabi (CD ilaveli)

Yazar : Hasim Akman

Türkiye Ýs Bankasi Yayinlari / Nehir Söylesi Dizisi

 

 

 

 
**********

MUHARREM   ERTAS

(1913 - 1984)

 

Muharrem Ertas, 1913 yilinda Yagmurlubüyükoba Köyü'nde dogdu. Annesi Ayse Hanim, babasi zurnaci Kara Ahmet'tir. Anadolu'nun bir çok yerinde profesyonel müzisyen olarak karsimiza çikan Abdal Asiretlerinin Orta Anadolu'daki en büyük koluna bagli olan Muharrem Ertas'in atalari Ala Kilise'lidir. Abdallarin göçer bir asiret olmalarindan ötürü daha sonralari Kirsehir havalisine yerlesmislerdir.

 

Ertas'in ilk ustalari dayisi Bulduk Usta ve Yusuf Ustadir. Küçük yaslardan itibaren eline aldigi sazi ile köy köy dolasir Muharrem Ertas. Bazen sünnetçilerle, "dügün çalmaya" gider; bazen köy odasindaki muhabbetlere katilir saziyla ve sesiyle...Her ne kadar "bozlak ustasi" diye ün yaptiysa da, Orta Anadolu'nun yöresel melodilerini de repertuarinda bulundurur. Özellikle çalip söyledigi halaylar saheser niteligindedir. 

 

"Ustalarin Ustasi" Muharrem Ertas, Bozlak geleneginin en güçlü temsilcilerindendir. Ses genisligi, rengi ve tinisinin yanisira, girtlak nagmeleri, çarpma, titretme ve trilleri, kendine has ses kullanma teknikleri ve bütün bunlarin yanisira iyi bir Bozlak icrasi için olmazsa olmaz sartlardan biri olan "yigitçe edasi" ile Muharrem Ertas, gelmis geçmis en büyük Bozlak okuyucusu olarak kabul edilir. Onun için Bozlak, gökkubbeye salinan bir çigliktir adeta. Repertuarinda oyun ve halay türküleri basta olmak üzere Karacaoglan'dan, Kerem'den, Asik Garip'den, Pir Sultan Abdal'dan ve Asik Sait'ten pekçok türkü okudugu her eseri, o anki ruh halinin bir geregi olarak, her seferinde yeniden yorumlar.


    Muharrem Ertas, 1970’li yillardan itibaren, o yillarda büyük bir söhrete sahip olan ‘Neset Ertas’in babasi Muharrem Ertas’ olarak ismi daha çok duyulur olmus fakat hiçbir zaman layik oldugu gerçek söhrete erisememistir. O san söhret için, büyük paralar kazanmak için sanat yapan biri olmadigi hiçbir zaman, olamazdi da. Çünkü çalip söylemek, O’nun için dogal yasam biçimiydi.

    Bu dünyada 71 yil yoksul kendi halinde ve sessizce yasayan Muharrem Usta , 1984 yilinin 3 Aralik günü yine yoksul ve sessizce öldü. Dünya durdukça sesi gökkubemizde yankilanacak bir sanatçinin “garip” ölümüydü bu. Son sözleri gerisini tamamlayamadigi “sazimin emaneti...” oldu. Muharrem Usta‘nin adi, yasarken kiymeti bilinmeyen sanatçilarin basinda anilsa yeridir.

 

 

  71 yilda biriktirdiklerini oglu Neset Ertas'a aktaran Muharrem Ertas, yedi-sekiz yaslarinda iken dayisi Bulduk Usta'dan baglama dersleri almaya baslamis: "Çalip söyleme merakim küçük yaslarda basladi. Bulduk dayimin çok güzel sesi vardi. Bir köyde türkü söyledi mi diger köyde dinlenirdi. Hatta seferberlikte asker kaçaklarini yakalamak için subaylar dayimi yanlarina alir köy köy dolasirlarmis. Dayima türkü söylettirip kendileri de pusuya yatarlar ve dayimin sesine daglardan inen kaçaklari yakalarlarmis. Derken, Bulduk Usta beni çok severdi, merakimi görünce beni yanina aldi. Her gittigi yere götürdü. Dügünlerde, bayramlarda, eglencelerde yanindan ayirmayarak ustalarindan ögrendigini bana da ögretirdi. Yedi yil boyunca onunla çalistiktan sonra artik tek basima çalip söylemeye basladim."

 

 Bu dünyada 71 yil yoksul, kendi halinde ve sessizce yasayan Muharrem Ertas, 1984 yilinin 3 Aralik günü yine sessiz bir sekilde vefat etti. Son sözleri, gerisini tamamlayamadigi; "Sazimin emaneti..." oldu.

 

  Bugün oglu Neset Ertas, babasinin bütün duygularinin kendisine intikal ettigini ve çaldigi havalardaki etkilerin büyük bir kisminin babasina ait oldugunu söylüyor.

 

Muharrem Ertas’in adi bir TV programinda okudugu sözleri Dadaloglu’na ait ünlü ‘Avsar Bozlagi’ ile yurt genelinde duyulur. Bu öyle bir okuyustur ki simdiye kadar saz çalip okuyanlarin hiç birine benzememektedir. Tok ve davul gibi gümbürdeyen, ama alabildigine duygulu bir divan sazi esliginde ; tiz, gür, parlak ve bir o kadar da içli ve yanik bir sesin okudugu, bir buçuk oktavi asan ses genisligine sahip bir Dadaloglu gürlemesi :

 

     `Kalkti göç eyledi avsar elleri
     Agir agir giden eller bizimdir
     Arap atlar yakin eyler iragi
     Yüce dagdan asan yollar bizimdir
...`

 

 

 

Merhum Muharrem Ertas'a minnetlerimizle Allah'tan rahmet diliyoruz.

 
     
     


Yukari    Ana Sayfa

               SIK KULLANILANLARA EKLEYIN...! / Add to Your Favories!       E-Posta / E-Mail

 Radyoyu Acilis Sayfaniz Yapin

 

 24 Saat Turk Halk, Turk Sanat ve Turk Hafif Muziklerinin Secme Eserlerini Dinleyebileceginiz Radyomuza Hos geldiniz...! Radyomuzla ilgili gorus,  elestri ve onerileriniz bizlere isik tutacaktir...