| |
|
|
 |
Radyo iz
© |
|
| |
|
|
Russian
|
English
DUYURULARINIZ
|
 |
İz DÜŞÜMÜ |
 |
YASANMIS
BIR OYKU
Rauf DENKTAS, KKTC Kurucu Cumhurbaskani,
01.08.2005
(Bu
yasanmis oykuyu aktaran, sayin Dr. Omer Musoglu
85 yasindadir ve halen Istanbul Moda`da
oturmaktadir.)
1957 yilinda Istanbul Tip Fakultesi`nden mezun
olup ihtisas yapmak uzere ABD`ye gitmistim.
Gorev yaptigim hastahanede basimdan geçen ilginç
bir hadiseyi soyledir:
Amerika`ya gittigim ilk yillar... New York`da
Medical Center Hospital`da gorev almistim.
Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum
takmak, elektrokardiyografi çekmek gibi isler...
Yeni gelmis doktorlar hemen dogrudan hasta
muayenesine, tedavisine verilmiyor. Diger
zamanlarda da laboratuvarda çalisiyorum. Bir
hastaya gittim. Yaslica bir adam, tahminen
yetmis bes yaslarinda. 'kan verecegim kolunuzu
açar misiniz?' dedim. Adamcagiz kanserdi ve ayni
zamanda kansizdi. Kolunu açtim, baktim pazusunda
Turk bayragi dovmesi var. Çok ilgimi çekti,
kendisine sormadan edemedim: 'Siz Turk musunuz?'
Kaslarini yukariya kaldirarak 'hayir' manasina
bir isaret yapti. Ama ben hala merak ediyorum. 'Peki
bu kolunuzdaki Turk bayragi nedir?' 'Aldirma
oylesine bir sey iste.' dedi.
Ben yine israrla: 'Fakat benim için bu çok
onemli, çunku bu benim milletimin bayragi, benim
bayragim...' Bu soz uzerine gozlerini açti.
Derin derin yuzume bakti ve mirlti halinde sordu:
'Siz Turk musunuz?'
-Evet Turk`um.
Ihtiyar gozlerime tanidik bir goz ariyor gibi
bakti. Anlatmaya basladi:
'Yil 1915. Çanakkale diye bir yer var
Turkiye`de. Orada savasmak uzere butun
Hiristiyan devletlerden asker topluyorlardi.
Ben, Avustralya Anzaklarindandim. Ingilizler
bizi toplayip dediler ki: 'Barbar Turkler
Hiristiyan dunyasini yakip yikacaklar. Butun
dunya o barbarlara karsi cephe açmis durumda.
Birlik olup uzerlerine gidecegiz. Bu savas çok
onemlidir.'
Biz de inandik sozlerine ve savasmak isteyenler
arasina katildik. Beynimizi yikayan Ingilizler
Turklere karsi topladigi askerlerin tamamini
Çanakkale`ye sevk ediyormus. Bizi gemilere
doldurup Misir`a getirdiler, orada birkaç ay
talim gorduk, sonra da bizi alip Çanakkale`ye
getirdiler.
Savasin siddetini ben ilk orada gordum. Oyle ki
denize dusen gulleler sulari metrelerce yukari
fiskirtiyor, gokyuzunde havai fisekler geceyi
gunduze çeviriyordu. Her taarruzda bizden de
Turklerden de yuzlerce insan hayatinin baharinda
can veriyordu. Fakat biz hepimiz Turklerdeki
gayret ve cesareti gordukçe sasiriyorduk.
Teknolojik yonden çok çok ustun oldugumuz gibi
sayi bakimindan da fazlaydik. Peki onlara bu
cesaret ve kuvveti veren sey neydi? Ýlk baslarda
zannediyordum ki Ingilizlerin bize anlattigi
gibi Turkler barbarliktan boyle saldiriyorlar:
Meger bu barbarliktan degil yureklerindeki vatan
sevgisinden kaynaklaniyormus.
Biz karaya çiktik. Taarruz edecegiz, bizi
puskurtuyorlar. Tekrar taarruz ediyoruz, bizi
yine puskurtuyorlar. Tekrar taarruz ediyoruz...
Derken boyle bir taarruzda basimdan yedigim bir
dipçik darbesiyle kendimden geçmisim. Gozlerimi
açtigimda kendimi yabanci insanlarin arasinda
buldum. Nasil korktugumu anlatamam. Ýngilizler
bize Turkleri barbar, vahsi kimseler olarak
tanitti ya... Ama dikkat ettim, bana hiç de
ofkeli bakmiyorlar, yaralarimi sarmislar. Ýyice
kendime gelince bu defa çantalarinda bulunan
yiyeceklerinden ikram ettiler bana. Ýyi
biliyorum ki onlarin yiyecekleri çok çok azdi.
Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram
ediyorlardi. Sok oldum dogrusu. Dedim ki kendi
kendime: 'Bu adamlar isteseler beni su anda
oldururler ama oldurmuyorlar, beni doyuruyorlar.
Veyahut isteseler onceden oldurebilirlerdi.
Halbuki beni cephenin gerisine goturduler.'
Biz esirlere misafir gibi davraniyorlardi. Bu
duygularla `Yaziklar olsun bana` dedim. Boyle
asil insanlarla ben niye savasiyorum, niye
savasmaya gelmisim? Bu Ýngiliz milleti ne
yalanciymis, ne kadar Turk dusmaniymis` diyerek
pisman oldum. Ama bu pismanligim fayda etmiyor
ki... Bu iyilige karsi ne yapsam diye dusundum
durdum gunlerce. Nihayet bizi serbest
biraktilar.
Memleketime dondum. Iste memlekette Turk
milletini omur boyu unutmamak için koluma bu
Turk bayragi dovmesini yaptirdim. Bu bayragin
esrari bu iste.'
Benim gozlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o
devam etti: 'Talihin cilvesine bakin ki o zaman
olmek uzereyken yaralarimi iyilestirerek sihhate
kavusmama çaba sarfeden Turklerdi. Simdi de
Amerika gibi bir yerde yillar sonra yine
iyilestirmeye çaba sarfeden bir Turk... Ne garip
degil mi? Avustralya`dan Amerika`ya gelirken
bir Turkle boyle karsilasacagimi hiç tahmin
etmezdim. Siz Turkler gerçekten çok merhametli
insanlarsiniz. Bizi hep kandirmislar, buna butun
kalbimle inaniyorum.'
Bu sozlerin ardindan nemli gozlerle 'Bana
adinizi soyler misiniz?' dedi. 'Omer' cevabini
verdim. Merakla tekrar sordu: 'Peki niçin Omer
ismini vermisler sana?'
-Babam Muslumanlarin ikinci halifesinin isminden
ilham alarak bana Omer adini vermis.
-Senin adin Musluman adi mi?
Ben, 'Evet, Musluman adi.' deyince yuzume bakti,
dogrulmak istedi. Onun yatakta oturmasina yardim
ettim. Gozleri dolu doluydu. Yuzume bakarak dedi
ki: 'Senin adin guzelmis. Benim adim simdiye
kadar Josef Miller` simdiden sonra 'Anzakli
Omer' olsun.' 'Olsun' dedim.
-Peki hekim beni Musluman eder misin? Musluman
olmak zor mu?
Sasirdim, nasil da birdenbire Musluman olmaya
karar vermisti? Meger o bunu hep dusunuyormus da
kimseyle konusup soramadigi için
gerçeklestirememis. 'Tabii' dedim. 'Musluman
olmak çok kolay.' Sonra kendisine imanin ve
Ýslam`in sartlarini anlattim, kabul etti. Hem
kelime-i sehadet getiriyor, hem de agliyordu.
Mirildandi: 'Siz Muslumanlar tesbih çekersiniz,
bana da bir tesbih bulsan da ben de yattigim
yerden tesbih çekerek Tanri`yi ansam olur mu?'
Bu sozden de anladim ki dedelerimiz savas
esnasinda Tanri`yi zikretmeyi ihmal etmiyormus.
Sonrasinda bir tesbih bularak kendisine getirdim.
Hasta yataginda tesbih çekiyor, biz de
tedavisiyle ilgileniyorduk. Bir gun yanina
gittigimde samimi bir sekilde rica etti: 'Beni
yalniz birakma olur mu?'
-Ne gibi Omer amca?
-Ara sira gel de bana Islam`i anlat! Sen çok
guzel seylerden bahsediyorsun. O sozleri
duydukça kalbim ferahliyor.
O gunden sonra her gun yanina gittim, bildigim
kadariyla dinimizi anlattim. Fakat gunden gune
eriyip tukeniyordu. Kaç gun geçti tam
hatirlamiyorum, hastanenin genel hoparlorunden
bir anons duydum:
'Doktor Omer, lutfen, 217 numarali odaya gelin!'
Hemen yukari çiktim. Omer amcanin odasina
vardigimda gordugum manzara aynen soyleydi: Sag elinde tesbih, açik duran sol kolunun pazusunda
dovme Turk bayragi, gogsunde imaniyla koskoca
Anzakli Omer son anlarini yasiyordu.
Hemen basucuna oturdum, kendisine kelime-i
sehadet soylettim, o sekilde kucagimda ruhunu
teslim etti...
Ne yalan soyleyeyim agladim, agladim...
(Nakleden:
KKTC Kurucu Cumhurbaskani Rauf
DENKTAS,
Yeni Çag Gazetesi
|

Radyoyu
Acilis Sayfaniz Yapin
|