(Aydın
SEZER, 27.01.2006)
Son dönemde uluslararası
politikada yaşadığımız olaylar, hızla iki kutuplu dünyaya doğru gitmekte
olduğumuzu gösteriyor.
Soğuk savaş döneminde, bir anlamda
dünyanın paylaşılması üzerine var olan ‘uyum’ ve ‘denge’, SSCB’nin
çökmesiyle birlikte yerini ABD’nin hegemonyasına bırakmıştı.
Afganistan ve Irak savaşlarından sonra
iki kutuplu dünyaya olan talebin artmaya başladığını görüyoruz. Öyle ki,
kapitalist sistemin ana unsurları olan diğer batılı ülkeler de, 3.dünya
ülkelerinin sokaktaki vatandaşları da ABD’yi durdurabilecek, hiç olmazsa
ABD karşısında tehdit oluşturabilecek bir gücün ortaya çıkmasının dünya
barışı açısından gerekli olduğunu savunmaya başladılar.
Son iki yılda renkli devrimlerle ve
sıcak savaşlarla yakın coğrafyamızda güç gösterisinde bulunan ABD’ye
karşı, Rusya bugün doğal gaz silahıyla renkli devrimlerin yapıldığı
ülkelerde kendisini göstermeye başladı. Dikkat edilirse, batı ve ABD bu
süreçte Rusya’yı rahatsız edecek bir söylemde dahi bulunamadı. Dünyanın bu
bölgesinde olayların farklı biçimlerde gelişebileceği anlaşıldı.
Keza, ABD’nin İran politikaları
karşısında Rusya’nın – şimdilik- çok ciddi bir karşı duruş
sergileyememesi, iki ülke arasında etki alanı paylaşımında taşların yavaş
yavaş yerine oturmakta olduğunu gösteriyor.
ABD, eski Sovyet cumhuriyetlerinin
önemli enerji kaynaklarına sahip olduğunun bilincinde olmasına rağmen, bu
ülkelerin kısa vadede Rusya karşıtı bir kampta yer alamayacaklarının
farkına varmaya başladı. Zira, bu ülkelerde hüküm süren ‘geçi süreci’
olgusu, bu coğrafyada Rusya’nın işbirliği ve arzusu olmaksızın bu sürecin
tamamlanamayacağını gösteriyor. Dolayısıyla, sosyalizm döneminde
ekonomileri birbirine karşılıklı olarak bağımlı kılınan bu ülkelerin,
şimdi tek başlarına birer kapitalist olmalarının uzun süre alacağı
netleşti.
Bugün, Ukrayna veya Gürcistan
üzerinden Rusya ile gerilim yaratılması teknik olarak güç olduğu gibi,
ABD’nın kısa vadeli politikaları içerisinde de böyle bir hedef yok.
Gerektiğinde sıra buna da gelecek. Belki de bu sayede, ABD kaybettiği asıl
anti–tezine yeniden kavuşacak. Ancak, şimdi daha acil, nesnel temelleri
olan bir gerilim lazım.
ABD, bügün konumunu daha da
güçlendirmek ve tek süper güç olduğunu bir kez daha gösterebilmek için
ihtiyaç duyduğu gerilimi yine bu coğrafyadan çıkardı.
Bu gerilimin adı
; İran.
İran bugünkü radikal konumuna nasıl
geldi ?
İran, Irak
müdahalesinden önce batı ile son derece yakın ilişkilere sahipti. İslam
devriminin birey üzerindeki etkilerini yumuşatmakta samimi ve kararlıyken,
nasıl oldu da son bir yılda bugünkü radikal ve uzlaşmaz konuma geldi ?
İran, ABD’nin
bugün anti – tez olarak işlemeye çalıştığı ‘İslamla’ çok yakından bağları
olan bir ülke. Ülkenin adı bile İran İslam Cumhuriyeti. Bu nedenle,
İran’ın Afganistan ve Irak sürecinin devamı olmasında bu açıdan da mahsur
yok.
Öte yandan,
ABD’nin Irak açmazı İran’daki radikalleşmeyi körüklüyor. Özetle, Irak
müdahalesinin İran’da bugünkü yönetimi iş başına getirdiğini
söyleyebiliriz.
ABD’nin usta
olduğu gerilimi arttırma siyasetine, yeni İran yönetimi de cömert
katkılar sağlıyor.