Dinlemek Icin Tiklayin...!

   

Tikla ve Dinle...!

     
Radyo iz ©  
     

    English versionEnglish

 

 

 

 

 

 

 

 

   DUYURULARINIZ

 

 

 

 

 

 

  İZ DÜŞÜMÜ
 
Dinlemek Icin Tiklayin...!

 

Winamp ile dinleyin...! Winamp ile DinleyinWinamp ile dinleyin...!  
Media Player Ile Kucuk Pencerede Dinleyin

 

Kucuk Pencerede DinleyinMedia Player Ile Kucuk Pencerede Dinleyin

 

Real Player ile dinleyin...! Real Player  ile DinleyinReal Player ile dinleyin...!

 

 

 

  Mustafa KIZIKLI

 

CAMA YAPIŞAN SiNEKLER

(Mustafa KIZIKLI, 10.11.2005)    

     

 

Hayatta bir gayesi olmayan insanlar,
bir nehir üzerinde akıp giden saman çöplerine benzerler;
onlar gitmezler, ancak suyun akışına kapılırlar.
[ Seneca ]
 

 

Bir araştırma-inceleme raporunda, günlük Tv izleme süremizi 3.5 saatten 4 saate çıkararak - ABD ile birlikte - "Dünyanın en telekolik halkı" tahtına oturduğumuzu bildiriliyor. Halkımız ne eşine, ne sevdiğine, ne çocuğuna  beyazcama ayırdığı kadar vakit ayırıyor. Peki seyrettiği ne? Rating yarışının seyrine göre kah yerli film, kah ucuz amerikan filmleri kah reality show, kah yarışma, kah yerli dizi... Sevinmemiz mi gerekir acaba, ekrana kilitlenmiş 50 milyon insan yarattık her yaştan...  

 

        Cama yapışan sinekler gibiyiz…   

          

        Başında kesekağıdıyla, çocukken uğradığı tecavüzü ballandırarak anlatan kadınlar, şov programlarında kendisiyle dalga geçen sunucuya "Biraz yardım" diye yalvaran insanlar, hangi kaynana hangi gelini seçecek, hangi pop star adayı elenecek, ünlüler çiftliğinde kim kiminle didişecek diye uykusu kaçanlar, adının başına “aydın” eklenmiş karanlık adamlar, birilerinin borazanı olmuş manipülasyon ustası programcılar, (sözde) bilirkişiler... ve sırf adam olduğu için ekrandan kovulan usta haberciler, belgeselciler, yayıncılar, etik sahibi uzmanlar...  

 

      TV ile dostluğumuz oranında kitaplarla küskünlüğümüz artmış durumda. İşte bir tespit daha; “Bir Japon yılda 25 kitap okurken, Türkiye'de 6 kişiye yılda ancak bir kitap düşüyor.” “Gazete okuma sıralamasında, gazetelerin tirajları bakımından dünyanın en geri ülkeleri arasındayız” Okuyanlarımızın durumu bu ise, yazanlarımızın durumunu anlatmaya gerek yok tabiî ki… Bakanlarımızın durumunu da… 

 

         1980 den sonra renklendirildi televizyon... Yayın saatleri artırıldı. Zamanın yönetimi, hem propagandasını hem uyutma kampanyasını o kutudan yürüttü. Sonra  özel kanallar açıldı. TRT’ nin tekeli kırıldı; yayın ortamı “medyatörlerin”  insafına bırakıldı. O güne kadar yasak, tehlikeli, ayıp bilinen ne varsa yıllar boyunca ekrandan yağdırıldı: Kan, şiddet, küfür, seks, arabesk, dansöz, kumar, kandırmaca, beyin yıkama...  

 

        Yıllar yılı dünyaya tek kanallı siyah beyaz kutudan bakmaktan bunalmış bizler, bu rengarenk şenliği görünce akın akın ekran başına toplandık. Birileri hepimizi reklamcıya, politikacıya pazarladı. Ve öldüresiye bir düzey düşürme yarışı başladı. En çok izlenen, en berbatı sunandı. "Dünyanın en çok televizyon seyreden toplumu" böyle yaratıldı.  

 

       Bu süre zarfında yeni eğitim modelleri denedik, “eğitimde reform” lar gördük. Her gelen hükümetle beraber kendi kadrolarıyla eğitimde reformlar yaparak tarihe geçme sevdaları yaşandı. Yeni müfredatlar, ısmarlama ders kitapları yazıldı. Eğitimi tanımlayan “Bireyde istendik davranış değişiklikleri oluşturma süreci”,  “ Bireyde istenmedik davranışlar oluşturan TV izleme süreci”ne yenik düştü. Bu yeniklikle büyüyen öğrencilerden her meslek gurubuna insan yetiştiği gibi, eğitimci olarak ta öğretmenler yetişti. Öğretmenler odasında pop star, ünlüler çiftliği, yerli dizideki esas oğlan, vs. tartışmaları gündemin en önemli konuları oldu,  eğitim meselelerinin yerini almaya başladı. 

 

       Bu yozlaşmanın önüne geçebilecek çözümler, bir takım hukuki düzenlemelerle beraber, her kademede eğitimden geçmektedir şüphesiz. Bu uğraşın bize düşen kısmı, Öğretmeninden Milli Eğitim Bakanına kadar, hepimizin şapkamızı önümüze koyup düşünmek ve sadece düşünmekle yetinmeyip akılcı çözümlerde üretmektir. 

 

      Kral her gittiği yerde kırk bir parça top atışıyla karşılanırmış. Bir gün gittiği bir şehirde top atışı yapılmamış. Çok kızmış, çağırmış şehrin valisini neden top atışı yapılmadığını sormuş. Vali bunun kırk sebebi olduğunu belirtmiş ve başlamış saymaya. “Birincisi topumuz yok, ikincisi…” diye anlatacakken, kral “kes gerisine gerek yok” demiş. 

 

      Eğitimimizin, dolayısıyla toplumumuzun durumu ortada. Buna kırk sebep bulunabilir belki. Ben birini anlatmaya çalıştım. Mutlaka geri kalan otuz dokuzunu da birileri biliyordur. Kim ne biliyorsa bir an önce söylesin, yazsın ki, “cama yapışan sinekler” yerine “bilginin parlak kanatlarıyla uçuşan kelebeklere” dönüşelim. 

 

 

Sn.Mustafa Kızıklı`nın diğer yazılarını okumak için     (http://www.turkegitimsen.org.tr/)                                                           

 

 

 

 

 


Yukarı     Ana Sayfa

               SIK KULLANILANLARA EKLEYIN...! / Add to Your Favories!       E-Posta / E-Mail

 Radyoyu Acilis Sayfaniz Yapin

 

 24 Saat Turk Halk, Turk Sanat ve Turk Hafif Muziklerinin Secme Eserlerini Dinleyebileceginiz Radyomuza Hos geldiniz...! Radyomuzla ilgili gorus,  elestri ve onerileriniz bizlere isik tutacaktir...